SON DAKİKA :
Kategoriler
E-Bülten

KAYDET

 

Anket

Yeni sitemizi beğendiniz mi?


Oy Ver


Döviz


Hava Durumu

ADANA ADANA ADANA
Üç Günlük Hava Tahmini
ADANA

Reklam Alanı




İstatistikler


Eski günlere dönüş
Eski günlere dönüş

TV’de­ki bil­gi yar›flmas› prog­ram­lar›na kat›lan­lar, ge­nel­de genç­ler ve or­ta ya­fll›lar. Bun­lar, 4050 y›l ön­ce­si­nin çok ün­lü sa­natç›lar›n›, dev­let adam­lar›n› bil­mi­yor­lar, tan›m›yor­lar ve önem­li olay­lar­dan da ha­ber­le­ri yok. Bu üzü­cü, dü­flün­dü­rü­cü bir du­rum. Çün­kü, dü­nü bil­me­yen, bu­gü­nü an­la­ya­maz. Bu­gün nas›l dü­nün ese­riy­se, yar›nlar da bu­gün­le­rin ese­ri­dir.
An›lar›, geç­mi­fl olay­lar› an­la­tan ki­tap­lar›m›z pek az. Ne­den­se, bun­lar› yaz­ma im­kan› olan ki­fli­ler, bu ko­nu­da bir hay­li ge­vfl­ek ve de il­gi­siz.
UNES­CO’da yö­ne­tim ku­ru­lu üye­li­€i yapm›fl Ma­li­li­li ta­rih­çi ve folk­lor bi­lim­ci Ham­pa­ta Ba’n›n “Af­ri­ka’da yer­li bi­ri­nin öl­me­si, bir kü­tüp­ha­ne­nin yan­mas› de­mek­tir. Ben, yafl­am›m bo­yun­ca, tüm duy­duk­lar›m› yazd›m, ta­ri­he bir katk›m ol­du­” söz­le­ri­ne kat›lma­mak müm­kün de€­il.
H›fz› To­puz’un Es­ki Dost­lar ki­tab›n› oku­yun­ca, bu söz­le­rin öne­mi bir ke­re da­ha vur­gu­lanm›fl olu­yor. H›fz› To­puz, Ga­la­ta­sa­ray Li­se­si ve hu­kuk me­zu­nu bir ga­ze­te­ci. 24 y›l UNES­CO’da Pa­ris’te gö­rev yapm›fl. 20’den faz­la yay›nlanm›fl ki­tab› var.
Bu ki­tab›nda Va­la Nu­ret­tin Va­nu, Nec­met­tin Sa­dak, Me­lih Cev­det, Na­dir Na­di, Abi­din Di­no ve Çe­tin Al­tan gi­bi ga­ze­te­ci­le­ri ve bir­lik­te yafl­ad›klar› olay­lar› di­le ge­ti­ri­yor. Ayr›ca, ga­ze­te sa­hip­le­ri olan Ha­lil Lüt­fi Dör­dün­cü ve Hakk› Tar›k Us’u ve on­lar›n cim­ri­lik­le­ri­ni de.
Ga­la­ta­sa­ray’da okur­ken, ken­di­si­ne ho­cal›k et­mi­fl Ha­lit Fah­ri Ozan­soy, Esat Ka­ra­kurt’tan da bah­se­di­yor.
1868’de ku­ru­lan Ga­la­ta­sa­ray, Frans›zca e€i­tim ya­pan, bat› kül­tü­rü ve­ren ve bu dev­le­te, ül­ke­ye çok de­€er­li in­san­lar ye­ti­fltir­mi­fl, kök­lü bir ku­rum. H›fz› To­puz’un ö€­ren­ci ol­du­€u y›llar­da, çok de­€er­li ho­ca­lar var. Ör­ne­€in co€­raf­yac› Prof.Dr. Ma­cit Ar­da. ‹t­ti­hat Te­rak­ki dö­ne­min­de ba­kanl›k yapm›fl Rafl­it Ho­ca, ilk mec­lis­te­ki mil­let­ve­kil­le­rin­den En­ver Te­kand, ün­lü mü­zi­ko­log Mu­hit­tin Sa­dak, Va­rfl­ova ek­li­çi­€i de yapm›fl ya­zar Er­cü­ment Ek­rem Ta­lu...
Ha­lit Fah­ri Ozan­soy, dalg›n ve unut­kan bir in­san. Bir gün, s›n›fta ün­lü oyu­nu Bay­ku­fl’u nas›l yazd›€›n›, Er­tu­€rul Muh­sin’in bu­nu nas›l sah­ne­ye ko­yup oy­natt›€›n› an­lat›yor­mu­fl. Ö€­ren­ci­ler, ho­cam Bay­ku­fl’u oku­yun di­ye ›srar edi­yor­lar. Bir­kaç ders son­ra, elin­de Bay­ku­fl ki­tab›yla s›n›fa ge­li­yor ve oyu­nu oku­yor. Oyun, “Ba­na Bay­ku­fl, ölüm ve kan der­le­r” söz­le­riy­le bi­ti­yor­mu­fl. Er­tu­€rul Muh­sin, bu son sat›r› söy­le­yip ken­di­ni ye­re at›p ölür­mü­fl oyun­da. Ha­lit Fah­ri de öy­le yap›yor, ken­di­ni s›ra­lar›n üs­tü­ne at›yor. Ö€­ren­ci­ler, onu uzun uzun alk›fll›yor, ho­ca da çok mut­lu olu­yor.
Bu olay›, bafl­ka s›n›flar du­yun­ca, on­lar da ayn› ifl­i ho­ca­ya bir­kaç kez yapt›r›yor­lar. Ara­dan bir­kaç haf­ta ge­çi­yor, ho­ca o ilk Bay­ku­fl’u an­latt›€› s›n›fta ders an­la­ta­cak­ken, ö€­ren­ci­ler “Ho­cam, öte­ki s›n›fla­ra Bay­ku­fl’u oku­mu­flsu­nuz. Bi­ze de oku­yu­n” di­yor­lar. Çan­tas›ndan Bay­ku­fl’u ç›kar›r, okur, oy­nar. Ö€­ren­ci­ler, Bay­ku­fl’u ez­ber­le­mi­fl. Oyu­nun so­nun­da­ki ti­rat› hep bir a€›zdan söy­ler­ler. Ho­can›n göz­le­ri gü­ler, yi­ne so­nun­da düfl­üp ölür.
Baz› ders­ler­de ba­€›rma­lar ol­du­€u için ho­ca k›zarm›fl. Ba­€›ra­na da nu­ma­ras›n› so­rup, not de­te­ri­ne s›f›r atarm›fl. 611 Fa­tin isim­li ö€­ren­ci, o y›l Lon­dra’ya git­mi­fl, ama ho­can›n def­te­rin­de nu­ma­ras› ha­la du­ru­yor­mu­fl. Ho­ca ki­me k›z›p nu­ma­ras›n› sor­sa, ö€­ren­ci­le­rin hep­si 611 der­mi­fl. Bir gün, “Ben­den 7 ke­re s›f›r alm›fls›n. Art›k nu­ma­ran› ida­re­ye ve­re­ce­€im ve se­ni ce­za­land›ra­cak­la­r” de­yin­ce, ö€­ren­ci­ler, yok­la­ma def­te­rin­de­ki o say­fa­ya mü­rek­kep dö­küp ifl­i ka­pat›rlar.
O y›llar­da­ki ede­bi­yat ho­ca­lar›ndan bi­ri de Esat Mah­mut Ka­ra­kurt. Ho­cal›€a bafl­lad›€›nda 25 ya­fl›ndaym›fl ve 1930’dan 1963’e ka­dar 33 y›l gö­rev yapm›fl bu okul­da. Gö­re­ve bafl­lad›€› ilk gün, Prof. Ma­cit Ar­da onu yan›na ça­€›rm›fl. De­mi­fl ki “Mem­le­ke­tin en ün­lü ai­le­le­ri­nin ço­cuk­lar› bu­ra­da. Sen genç­sin. Sa­na bir tav­si­ye­de bu­lu­nay›m. ‹lk der­se gir­di­€in­de, mis­kin bir ço­cuk bul, ona ç›k›fl. Böy­le­ce, oto­ri­te ku­rars›n” O da, der­se gi­rer gir­mez gö­zü­ne tra­fl ol­mam›fl mis­kin bir ço­cu­€u kes­ti­rir. “Gel bu­ra­ya, der­se kal­k” der ve ona bil­me­ye­ce­€i bir so­ru so­rar. Ta­bi­i, o da bi­le­mez.
Ho­ca “Ne­dir se­nin men­de­bur he­rif is­mi­n” di­ye so­rar. Ö€­ren­ci “Mus­ta­fa Ke­ma­l” der. Ho­ca, han­gi ah­mak koy­mu­fl sa­na bu is­mi de­yin­ce de, ö€­ren­ci “Mus­ta­fa Ke­mal Pa­fla­” der ve ek­ler “Ben Ata­türk’ün ya­ve­ri Ce­vat Ab­bas’›n o€­lu­yum. Ça­nak­ka­le’de ba­bam harp eder­ken do­€mufl­um. Ba­ba­ma do­€u­mu­mu tel­graf­la bil­dir­mi­fller. Ata­türk de, ba­na bu ad› koy­mu­fl”
Ho­ca, bir hay­li fla­fl›r›r ve flun­lar› söy­ler. “Ev­lad›m, sen ta­ri­hi bir de­li­kanl›s›n”. Bü­tün s›n›f gü­lü­flür. Esat Mah­mut Ka­ra­kurt, se­vi­len, say›lan bir ho­ca ola­rak isim ya­par.
Ayn› ki­tap­ta Ata­türk’le il­gi­li baz› bil­me­di­€i­miz olay­lar var.
Sa­ba­hat­tin Ali (19071948) iyi bir öy­kü ve mi­zah ya­zar›. Sol­cu­lu­€un­dan ötü­rü, öm­rü bo­yun­ca ha­pis­le­re gir­mi­fl, ç›kard›€› ga­ze­te­ler ka­pat›lm›fl, so­nun­da Bul­ga­ris­tan’a kaç­mak is­ter­ken öl­dü­rül­mü­fl. Kon­ya’da ö€­ret­men­ken, oku­du­€u bir fli­ir yü­zün­den bir y›l ha­pis ce­zas›na çarpt›r›lm›fl ve ifl­in­den at›lm›fl. 1933’te Cum­hu­ri­ye­tin 10. y›l› ne­de­niy­le ge­nel af ç›k›nca, onu gö­re­vi­ne ata­mak­ta Mil­li E€i­tim Ba­kan› Hik­met Bay›r te­red­düt eder ve ko­nu­yu Ata­türk’e açar. Der ki “Pa­flam, hakk›n›zda a€›r bir fli­ir yazm›fl olan bir ö€­ret­men, Sa­ba­hat­tin Ali vard› ya, o, flim­di af­tan ya­rar­la­na­rak tek­rar ö€­ret­men­li­€e atan­mak is­ti­yo­r” Ata­türk so­rar, “Bir sak›nca var m›?” “Hay›r pafl­am.” “Öy­ley­se ne­den ba­na so­ru­yor­sun?” “‹­flle­di­€i suç, si­ze ka­rfl› da­” “A­flk ol­sun sa­na! Be­ni ki­fli­sel gü­cüm­le, gü­ce­nik­li­€im do­lay›s›yla, ya­sa­lar›n ye­ri­ne ge­ti­ril­me­si­ni ön­le­ye­cek öl­çü­de ego­ist mi sand›n?” O gen­ci, ilk aç›la­cak ye­re atay›n›z” em­ri­ni ve­rir ve bu emir ye­ri­ne ge­ti­ri­lir.
Ata­türk, fo­to­€raf­lar›na çok me­rakl›. Yay›nla­nan re­sim­le­ri­nin hep­si gü­zel. Film­ci­li­€in de de­€e­ri­ni, çok ön­ce­den kav­ram›fl. ABD Fox flir­ke­ti­nin çek­ti­€i ken­di­si­ne ait ses­li fil­mi be­€en­me­mi­fl ve bu ses be­nim se­si­me ben­ze­mi­yor de­mi­fl.
‹s­ma­il Cem’in ba­bas›, Ab­di ‹pek­çi’nin am­cas› ‹h­san ‹pek­çi, Tür­ki­ye’nin ilk film­ci­le­rin­den. Ata­türk’ün mec­lis­te­ki nut­ku­nu fil­me al­mak is­ter­ler. Ata­türk, pro­jek­tör­ler­den ra­hats›z ol­du­€u için, çe­kim dur­du­ru­lur. Çan­ka­ya’ya gi­di­lir ve Ata­türk, ora­da nut­ku­nu oku­ma­ya bafl­lar. Çe­kim s›ras›nda, ekip­ten Rem­zi eliy­le, ko­luy­la baz› ifla­ret­ler ya­par. Amac› nu­tuk bi­tin­ce alk›fllay›n de­mek­mi­fl. Ata­türk, bu­na k›zm›fl “E­flek­ler, be­ni bir ar­tist gi­bi bu­ra­ya ç›karm›fl alay edi­yor­lar. Böy­le si­ne­ma ol­ma­z” de­yip, nut­ku­nu kes­mi­fl. Bu ko­nu­flma­lar› an­la­ma­yan bir Al­man ekip ele­man›, film çe­ki­mi­ne de­vam et­mi­fl. Ta­bi­i, Ata­türk’ün bu söz­le­ri de fil­me gir­mi­fl. Bo­bin de­€ifl­ti­ri­lip nut­kun fil­me çe­kil­me­si ta­mam­lanm›fl. Ata­türk’ün k›z›p söy­le­di­€i söz­ler ç›kar›ld›ktan son­ra, ‹h­san ‹pek­çi fil­mi oy­natm›fl, Ata­türk de çok be­€en­mi­fl. ‹pek­çi, fil­min o kü­für­lü bö­lü­mü­nü, ayr› bo­bin ha­lin­de Ata­türk’ün ya­ve­ri Re­su­hi be­ye ve­rir­ken Ata­türk fark edip sor­mu­fl ve ne ol­du­€u­nu ö€­ren­mi­fl. Bu k›sm› sey­ret­mi­fller, Ata­türk de çok gü­lüp e€­len­mi­fl.
Ün­lü ro­man ya­zar›  ga­ze­te­ci, mil­let­ve­ki­li ve bü­yü­kel­çi Ya­kup Kad­ri Ka­ra­os­ma­no­€lu (18891974), Ata­türk’ü yak›ndan tan›yan­lar­dan bi­ri. Ata­türk’le il­gi­li baz› gö­rü­flle­ri “A­ta­türk, dai­ma ön­de gi­den bir adamd›. Biz­den her za­man 3040 se­ne ön­dey­di. Her­ke­si inand›r›rd›. Bed­bahtt›. Azap çe­ken, tek dos­tu ol­ma­yan, dai­ma mu­vaf­fak olan bir kah­ra­mand›. Cum­hur­ba­flkan› ol­duk­tan son­ra bü­tün dün­ya dos­tu ol­du. 192023’te mec­li­sin yar›s›ndan faz­las› ‹t­ti­hatç›’yd› ve Ata­türk’ün aley­hin­dey­di. En­ver Pa­fla’y› is­ti­yor­lard›.”
“‹­nö­nü, Ata­türk’ün en sad›k ar­ka­da­fl›d›r. ‹nö­nü, çok mun­ta­zam ve faz­la çal›flan, or­du­yu ya­pan ki­fli­dir. Fa­kat çok mü­te­red­dit, ka­rars›z. Oy­sa Ata­türk ça­buk ka­rar ve­rir, ic­ra et­ti­rir­di. Te­fer­ru­at­la, bü­rok­ra­siy­le u€­rafl­mazd›. ‹nö­nü’nün ka­rar ver­me­si için, uzun bir sü­re geç­me­si ge­re­ki­yor­du.”
Ata­türk, sa­nat­la, mü­zik­le de il­gi­len­mi­fl ve Türk mü­zi­€i­nin ulus­la­ra­ras› dü­ze­ye ç›kmas›n› hep ar­zu­lam›flt›r.
Ga­ze­te­ci­ya­zar Na­dir Na­di, Ata­türk’ün yak›nlar›ndan Cum­hu­ri­yet ga­ze­te­si­nin sa­hi­bi Yu­nus Na­di’nin o€­lu­dur. Ata­türk, Na­dir Na­di’nin mü­zis­yen ol­mak is­te­di­€i­ni du­yun­ca, ona flöy­le söy­le­mi­fl. “Ke­man çok zor­dur. Bafl­ar›l› ol­mak için, çok er­ken ba­flla­mal›. Ya­fl›n bi­raz geç­kin. Ke­man­dan vaz­geç, mü­te­fek­kir ol­ma­ya gay­ret et”
Fe­rit Ce­lal Gü­ven, 19271946 y›llar›nda mil­let­ve­kil­li­€i, An­ka­ra Hal­ke­vi bafl­kanl›€› ya­pan Ada­nal› bir ga­ze­te­ci.
Ata­türk, hal­kev­le­ri­ne çok gü­ven­mi­fl ve s›k s›k kon­trol et­mi­fltir. Onun za­man›nda yur­du­muz­da 222 hal­ke­vi ve köy­ler­de 2 bin­den faz­la halk odas› vard›.
Hal­ke­vin­de­ki mü­zik­li bir top­lant›da saz ve cu­ra çal›nm›fl. Ata­türk, de­mi­fl ki “Bu saz, ata­lar›m›z olan Hi­tit­le­rin an›tlar›nda var. Bu ocak­ba­fl› mü­zi­€i­dir. Ocak­ba­fl› flark›s›d›r. Bi­ze, vo­lü­mü çok ge­ni­fl ve çok bü­yük mü­zik laz›m. Bu me­lo­di­le­ri mü­zis­yen­le­ri­miz ala­cak, on­dan sen­fo­ni­ler, ope­ra­lar ya­pa­cak. Biz de zevk­le din­le­ye­ce­€iz.”
Fe­rit Ce­lal Gü­ven’in yi­ne an­latt›€›na gö­re, Ce­lal Ba­yar’›n Ati­na’da ol­du­€u gün­ler­de, Ata­türk sof­ra­da flöy­le ko­nu­flu­yor. “Yu­na­nis­tan, Ce­lal Ba­yar’› ‹nö­nü ka­dar tan›maz. Kra­la me­saj gön­de­re­lim ve onu güç­len­di­re­lim. fiu me­saj› yazd›r›r: “Ce­lal Ba­yar, yak›n ar­ka­da­fl›md›r, dos­tum­dur. Yu­nan dost­lu­€u­nun sü­rüp git­me­si için bafl­ta ge­len din­lo­mat­lar›m›zdan bi­ri­di­r”, fiunu da ek­ler “Gö­re­cek­si­niz, kral be­nim me­saj›ma ce­vap ve­re­cek. Öy­le de olur, kral­dan me­saj ge­lir.
“Son gö­re­vi UNES­CO mil­li ko­mis­yo­nu ge­nel sek­re­ter­li­€i olan Vil­dan Afl­ir Sa­va­fl›r’›n da, Ata­türk’le il­gi­li an›lar› var. ‹n­gi­liz­ce, Frans›zca ve ‹s­veç­çe’yi çok iyi ko­nu­flan Vil­dan Afl­ir Sa­va­fl›r, be­den ter­bi­ye­si ge­nel mü­dür­lü­€ü de yapt›. ‹s­veç’te be­den ter­bi­ye­si e€­iti­mi­ni alan Sa­va­fl›r, An­ka­ra Ga­zi Ter­bi­ye Ens­ti­tü­sü’nde mü­dür mu­avi­ni­dir. Ata­türk, oku­lu zi­ya­re­te ge­lir ve onun odas›na gi­rer. Aya­€a kal­kar üze­rin­de ma­vi ma­yo­su vard›r. Ata­türk, du­rum­dan hofl­lan­maz. O gün­ler­de Mil­li E€i­tim men­sup­lar›, Ata­türk’ün em­riy­le An­ka­ra’da ko­nu­flma­lar yap­mak­ta­lar. Vil­dan Afl­ir’in ko­nu­flmas› da Türk Ocak­lar› üze­ri­ne. “Türk ocak­lar›, Türk cum­hu­ri­ye­ti ide­aliz­mi­ni hal­ka ya­ya­cak güç­te de­€il­dir. Ye­ni bir ku­ru­lu­fl ge­rek. Ata­türk gi­bi, mil­le­tin tac› ol­mu­fl li­de­ri­nin ifl­are­tiy­le çok ifl­ler yap›la­bi­lir. ‹fl ki, o eli­ni uzats›n. Bu­na halk›n top­la­na­ca­€›, ya­pa­ca­€› ifl­ler için Hal­kev­le­ri de de­ne­bi­li­r” Ata­türk bu söz­le­ri be­€e­nir, “Za­rar› yok. Mek­tep­te ç›plak gez­sin. Ona yak›flm›fl” der.
Vil­dan Afl­ir’e Sa­va­fl›r so­yad›n› ve­ren ‹s­met ‹nö­nü. Ba­bas›n›n ad› olan Afl­ir’i so­yad› al­mak is­te­yin­ce, ‹nö­nü “Ol­maz. Yar›n sa­na Afl­ir de€­il, afl›r der­ler, ad›n h›rs›za ç›kar. Sa­va­fl›r so­yad› sa­na uy­gu­n” der.
Ata­türk’ün il­ti­fat›na maz­har olan mü­zik adam­lar›ndan bi­ri de Mu­hit­tin Sa­dak. Mu­hit­tin Sa­dak, d›fli­flle­ri ba­kanl›€› yapm›fl, Akfl­am Ga­ze­te­si’nin sa­hi­bi Nec­met­tin Sa­dak’›n kar­de­fli. 1925’te Ata­türk’ün hu­zu­run­da vi­yo­lon­sel çalm›fl ve Ata­türk ona flu söz­le­ri söy­le­mi­fl: “Bi­zim bil­di­€i­miz cam­baz­lar, tek tip­te oy­nar­lar. Sen dört tel­de oy­nu­yor­sun, çok mem­nun ol­du­m”
Ata­türk’ün di­li­mi­ze ver­di­€i önem, her­ke­sin ma­lu­mu. Türk Dil Ku­ru­mu’nda çal›flan Er­me­ni as›ll› Türk va­tan­da­fl› Agop Di­la­çar, 1936’da 3. Türk Dil Ku­rul­tay›’na bir tez sun­mu­fl. Ata­türk bu te­zi oku­mu­fl, iyi­ce in­ce­le­mi­fl ve baz› dü­zelt­me­ler de yapm›fl. Ör­ne­€in, do­€u­ru­yor ke­li­me­si­ni Ru­me­li fli­ve­siy­le du­€u­ru­yor’a çe­vir­mi­fl. ‹m­za­lam›fl ve eyi ol­du di­ye yazm›fl. Geo­met­ri­de­ki ka­re, dik­dört­gen, üç­gen, aç›, art› ve ek­si te­rim­le­ri­ni bu­lan da Ata­türk’mü­fl. Agop Di­la­çar’a gö­re Ata­türk’ün en sev­di­€i fla­ir de Tev­fik Fik­ret.
Di­le­€im, H›fz› To­puz’un yazd›€› bu ki­tap gi­bi, an›la­ra da­yal› ki­tap­lar›n ço­€al­mas›. ‹nfl­al­lah olur.

Yazarın Tüm Yazıları İçin Tıklayınız »

Yayınlanma Tarihi: 17.08.2009
Prof.Dr. Gülhan SLEM

Siz de Yorum Yazın